|
Gezi dergileri başka bir kültürdür. Gezme tutkusunu içinde yaşatanların ileride plan kurması ya da imkanı varsa, derhal gitmesi için birebirdir. İnternetin hayatımızın vazgeçilmezi haline dönüşmesi ile birlikte, gezi dergileri bitiverdi sanki. Gezi Traveler Dergisi vardı eskiden, çok beğenilirdi. Birkaç yıl önce yayından kaldırıldı. Veya birçoğu da sanal ortama taşınarak e-dergi oldu.

E-dergilerden biri de Ulusoy Turizm'in çıkardığı ''U Travel'' isimli gezi ve seyahat dergisi. Dergi, geçrekten çok profesyonelce hazırlanmış. Yazılar, resimler, anlatımlar, harikulade. En son Eylül 2011 sayısı da çıktı. Mutlaka okuyun. Aşağıda da bu dergi için yazılmış ''editörden'' isimli önsözlerden bir demet. Çünkü bu editörden kısmı yazıları gerçekten çok değerli... Aylardan ocak, mevsimlerden kış GÖZ açıp kapayıncaya kadar akşamın edildiği zamanlardayız, kara bulutların yükünü yüklenip de yola koyulduğu zamanlarda... Evet, 2008, yeni umutları, yepyeni kararları, neşesiyle birlikte beraberinde soğuk havayı ve o çok özlediğimiz kar’ı da getirdi. Gerçi yurdun pek çok bölgesi epeydir karlar altındaydı, ama İstanbul ve daha birçok çok şehrin karla beklenen buluşması yeni yılın ilk günlerine denk geldi. Kış, çağrıştırdığı soğukla, kimilerine telaffuzunda bile tahammül edilmez gözükse de kar çoğunlukla herkesin yüzünü güldürüyor. Hele bir de gelip dört bir yanımızı sihirli bir beyazlığa büründürürse… Dışarıda lapa lapa yağan beyazlığı görünce nasıl gülmesin ki insan! Eskilere göre mevsimin ilk karında çıkıp uzun uzun yürümek lazımmı ş; gökten düşen o ilk karı ‘hoş geldin’ diyerek selamlamak… İstanbul’a yağan ilk karın en azından ilk bakışta hepimiz için sevindirici olduğunu, hatta bu vesileyle ço- ğumuzun kendini sokakta bulduğunu söylersek, yanlış olmaz herhalde. Özellikle küçük çocukların yüreklerini bile hoplatmış olabilir! Tabii saatlerce trafik çilesi çekece- ğimizi, buzlu çamurlu yollarda türlü cambazlıklarla yürümeye çalışacağımızı ve so- ğuktan tir tir titreme hallerini hesaba katınca yüzümüzdeki tebessüm yerini ‘ya daha çok yağarsa’ kaygısına da bırakabilir. Kuşkusuz bu yıl bizi çok daha soğuk bir kış mevsimi bekliyor. Geçen yıl ki gibi her an güneş tepemizde belirmeyecek; kendimizi baharlık giysilerle sokağa atamayaca- ğımız, kar yağsın diye dualar etmeyeceğimiz de kesin. Ama yine de eski zamanların o kara kışının yanında bu yaşadığımız pek de bir şey değil. Hem nasıl olursa olsun, kış da kar da güzeldir; soğuğu insanı kendisine getirir, yaşadığını, nefes aldığını, o anda orada olduğunu daha net hissettirir. Üstelik bu mevsim, beraberinde getirdiği tatları, alışkanlıklarıyla bazılarımız için yeni bir yaşamın müjdecisidir. Kestane kebap pişirmelerin, sıcak sohbetlerin, evde keyişice vakit geçirmenin, karın, kartopunun, kardan adamın… Öyleyse bize düşen, elimizden geldiğince mevsimin de kar’ın da keyfini sürmektir. Gelelim yeni yılın ilk sayısına… Bu ay da başka başka diyarlara düştü yolumuz; Türkiye'den başladık yolculuğumuza ta dünyanın öteki ucuna, Minnesota'ya uzandık. Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada sınırında yer alan Sınır Suları'nda huskilerin eşliğinde buz gibi bir macera yaşadık. Türkiye'ye gelmeden Avrupa'nın en kozmopolit başkentlerinden Londra'da durakladık; toplam 300 ayrı dilin konuşulduğu, farklı görüşlerin, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı Londra'nın kalabalığına biz de karıştık. Nihayet Türkiye'ye varınca yollar bizi başka bir hareketli kente, Gaziantep'e götürdü. Çarşıları, sokakları, evleri, zanaatçıları ve elbette ki mutfağında günlerimizi geçirdik. Damak tadımıza yeni tatlar ekledik İstanbul'a dönerken. Söyleşileri de unutmayalım: Sinemanın, tiyatronun, edebiyatın önemli isimleriyle buluştuk; yeni kitapları, filmleri, oyunları konuştuk. Sözün kısası sizlere yine güzel bir sayı hazırladık; telaşla, heyecanla… İyi yolculuklar. Şubatın orta yeri aşk! HER şubat sayısını hazırladığımızda Sevgililer Günü tuzağına düşmemek için çaba sarf ediyoruz ancak hayatımızın orta yerinde aşk aşk diye bağıran bir rüzgar eserken olana bitene kayıtsız kalmak elbette ki çok zor. Haliyle o rüzgar her şubat sayısında dergimize de şöyle bir dokunup geçiyor. Üstelik bu kez dokunup geçmekle kalmadı içeriğimizde de kendine bir yer buldu. İster övgüler düzelim, ister küçümseyelim ama biliyoruz ki aşk gelince herkesi vurur ve aşkın gözünde herkes birdir. Yapılan bütün araştırmalar gösteriyor ki hiçbir şey aşk’sız olmuyor. Evet, sonuçlar bunu gösteriyor ama bir başka gerçek daha var; o da şu sıralar küresel ısınmadan dertli olduğumuz kadar aşksızlıktan da yakındığımız… Sayfalarımıza daha çok küresel aşksızlığımızı yansıtsak da son söz olarak “aşk olsun” demeyi ihmal etmedik. Sevgilisi olan olmayan herkes için temennimiz bu… fiubat, kış mevsiminin de ortası… Geçtiğimiz ay bu köşede karla beklenen buluşmayı yaşadık diye müjdelemiştik. Hemen tüm bölgelerimiz kardan doya doya nasiplendi. Ancak İstanbul’un payına soğuk ama güneşli günler düştü. İstanbullular gelecek zamanlar için her ne kadar kaygılı olsalar da erken gelen bahar tadındaki havaların keyfini de çıkarıyorlar. Dışarıda olmak için tek bahaneleri güneşli havalar değil; şehir şu sıralar birbirinden güzel etkinliklere de ev sahipliği yapıyor. Ayrıntılı bir rehberi yakın plan sayfalarımızda bulabilirsiniz ancak biz birkaçını vurgulamadan geçmeyelim. İstanbul’da yaşıyorsanız ve yahut şubat ayı içinde İstanbul’da olacaksanı z Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’ndaki “fiehrime ulaşamadan bitirirken yolumu… / Nazım ve Vera, Moskova’dan İstanbul’a” başlıklı sergiyi; Pera Müzesi’ne misafir olan Josef Koudelka fotoğraşarını; İstanbul Modern’de Cihat Burak’ın 50 yıllık sanatsal üretimini bir araya getiren resrospektifi ve kentte bağımsız ruhları harekete geçirecek !f İstanbul Bağımsız Film Festivali’ni mutlaka ajandanızda bir yerlere not edin. Dergimizde kendinize uygun başka rotalar ve sizi saracak sohbetler de bulacaksı nız.
|